KUR'ANDA GEÇEN "RESULE İTAAT EDİN" ÂYETLERİ HADİSLERE İMAN ETMEYİ Mİ GEREKTİRİYOR❓
Bu iddia için en çok öne sürülen âyet şöyledir;
Kim Resûl'e itaat ederse, Allah'a itaat etmiş olur. (Nisa/80)
Resûle itaatin Allah'a itaat ile bir tutulmasının sebebi;
Resûl, ''Allah'ın elçiliğini yaptığı,
yeryüzünde Allah'ı temsil ettiği,
ağzından Allah'ın sözleri olan Kur'an âyetleri dışında hiçbir söz çıkmadığı,
yüce Allah âdeta O'nun ağzından konuşuyormuş gibi olduğu,
teorik/içerik olarak Kur'anın birebir aynısı yani Kur'anın ete-kemiğe bürünmüş, canlı, yürüyen, pratik hali olduğu
ve
vefatıyla görevi tamamlandığı'' içindir.
"İtaat emri" için elçinin Nebi değil de Resûl sıfatının zikredilmesi boşuna değildir;
Kur'anda "itaat" Allah ile birlikte hayattayken "Beşer Resûle" istenmişken,
vefatından sonra ise kıyamete kadar Beşer Resûl ile bire bir aynı muhteviyatta olan "Yazılı/Kitap Resûle" yani KUR'ANA uyarak bu itaat yerine getirilecektir❗
Çünkü Resûl kavramı hem Vahyin bizzat kendisini,
hem de vahyi tebliğ eden Beşer elçiyi kapsayan bir kavramdır.
Eğer Resûle değil de Nebîye itaat edin denseydi;
sonrasında insanların "Kur'an dışında söylediği ve yaptıklarını da din edinmelerinin" yolu açılmış olurdu❗
Çünkü Resûl, Kur'an dışında birşey söylemez,
ama Nebî olarak söyledikleri Kur'an dışındaki sözleridir.
Resûlün sözleri Kur'anda kayıtlı ve Kur'an ile sınırlı iken,
Nebî olarak söylediklerini kayıt altına aldırmamış ve
vefatından sonra yüzbinlerce rivayet O'na ait olmadığı halde
''O söyledi'' denerek hadis adıyla dine eklenmiş ve
Resûlün sözleri gibi kabul edilip bunlarda ''vahiy statüsüne'' sokulmuştur.
İşte iki otoriteli, iki kaynaklı ve şirk temelli gelenekçi/mezhepçi şiâ ve ehli sünnet din zihniyeti tarafından "Peygamber" kelimesinin kullanılması
''tam da bu amaca yönelik bilinçli bir tahrifatın sonucudur''❗
Şimdi bu din anlayışının hem Resûl, hem de Nebi yerine neden Peygamber kelimesini kullandığını anladınız mı❓
Araf 157 Eleştirisi
"Onlar ki, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları ummi Nebi Resule, tabi olurlar. O ki, onlara ma'ruf olanı yapar ve tavsiye eder ve onları münker olandan alıkoyar ve temiz şeyleri helal, pis şeyleri haram kılar, zahmet ve sıkıntı veren şeyleri onlardan kaldırır, onlardan bağları çözer, ona iman eden, ona saygı gösterenler ve ona yardım edenler ve ona indirilen nura tabi olanlar işte kurtuluşa erenler bunlardır." (A'raf/157)
Ümmî; Kitap'ın vahiy bilgisine sahip olmayan, ehli kitap kavmi dışındaki bir kavimden olan kimse demektir!
A'raf/157 öncesindeki âyetlerde yüce Allah yahudilere mealen diyor ki; Siz yeni gelecek olan Nebî 'nin ehli kitap kavminden olacağını umuyordunuz, ama O Nebî ehli kitaptan olmayan Arap kavminden biridir. Size Allah'ın Kur'anda bildirdiği helâl ve haramları ileten, haber veren "Ümmî Nebî" olan RESÛLE uyun, itaat edin!
A'raf/157'deki ilk cümlenin yapısına bakarsak; cümlenin öznesi "Ümmî Nebî" değil, "Ümmî Nebî olan RESÛL'DÜR" !
Yani âyette yüce Allah'ın; "Kur'anda bildirdiği helâl-haramları bize haber veren ve itaat edin dediği" Nebî değil, RESÛL'DÜR !
Bu âyetteki "Ümmî Nebî", aynı zamanda RESÛL olan Muhammed (as)'in bir beşerî özelliğini, yani ehli kitaptan olmayan birisi olduğunu belirtmek için kullanılan bir "İsim Tamlamasıdır" !
Yani âyette geçen helâl-haram kılan ve itaat edilmesi istenen Nebî değil, "Ümmî Nebî" olan RESÛL'DÜR !
✋Selam tek doğru yol rehberi Kur'ana tâbi olanlara olsun❗